pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 KURAN-I KERİM ARAPÇA MEAL DİNLE OKU: DİNLE

Sayfalar

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

DİNLE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DİNLE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2021 Pazartesi

MAİDE SURESİ, ARAPÇA TÜRKÇE DİNLE, TEFSİRİNİ OKU,


MAİDE SURESİ ARAPÇA TÜRKÇE DİNLE TEFSİRİNİ OKU
Medine döneminin sonlarında nâzil olmuştur. En son indirilen sûre olduğunu (Müsned, VI, 188; Tirmizî, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 6) ve tamamının Vedâ haccında arefe günü veya Hudeybiye seferi sırasında nâzil olduğunu ifade eden rivayetler bulunmakla birlikte ihtiva ettiği konular ve bazı âyetler hakkında aktarılan nüzûl sebepleri sûrenin farklı zamanlarda indirildiğini göstermektedir. 120 âyet olup fâsılaları ب، د، ر، ل، م، ن harfleridir. Sûre ismini 112 ve 114. âyetlerde geçen “sofra” anlamındaki mâide kelimesinden alır. el-Ukūd, el-Münkıze ve el-Ahyâr olarak da adlandırılır. Mâide sûresinde bazı inanç ve ahlâk esaslarının yanı sıra Medenî sûrelerin genel karakteristiğine paralel olarak aile ve ceza hukukuna dair hükümler, bazı hac uygulamaları, meşrû usule uygun olmayan hayvan kesimleri, abdest, teyemmüm, şahitlik, hırsızlık, içki ve kumarla ilgili hükümler gibi fıkhî konular yer almaktadır. Sûrede ayrıca İsrâiloğulları’nın tarihine dair bilgilere, yahudilerle hıristiyanların yanlış inanç ve tutumlarına yönelik eleştirilere geniş olarak yer verilmiştir.
Mâide sûresinin muhtevasını beş bölüm halinde incelemek mümkündür. İlk bölümde (âyet 1-5) müminlere akidlerine uymaları emredildikten sonra “Allah’ın şiârları” denilen dinî hükümlerin ve ilkelerin ihlâl edilmesi yasaklanmakta, bu çerçevede ihram yasakları arasında yer alan avlanma yasağının ardından kan ve domuz etinden başlayarak İslâmî usule aykırı biçimde kesildiği veya öldürüldüğü için yenmesi haram kılınan hayvan etleri sıralanmaktadır. Arkasından, “Bir topluluğa duyduğunuz öfke sakın aşırı gitmenize sebep olmasın. İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın, günah ve düşmanlık yolunda yardımlaşmayın” meâlindeki cümlelerle İslâm’ın evrensel ahlâk yasalarından biri ortaya konmaktadır. Allah’ın müslümanlara din olarak İslâm’ı seçtiği, onların üzerine nimetini tamamladığı ve dinlerini kemale erdirdiği yönündeki açıklama (âyet 3) İslâmiyet’in insanlığa gönderilen son din ve ebedî bir mesaj olduğuna işaret eder. Vedâ haccı sırasında arefe günü indirilen bu âyetin ardından dinî hükümlerle ilgili herhangi bir ilâve veya değişiklik söz konusu olmamış, kısa bir süre sonra Hz. Peygamber vefat etmiştir. Hz. Ömer’in hilâfeti döneminde kendisine gelen bir yahudi bu âyeti kastederek, “Sizin kitabınızda bulunan bir âyet eğer biz yahudilere indirilmiş olsaydı o günü mutlaka bayram ilân ederdik” demiştir (Tirmizî, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 6; Vâhidî, s. 108). Bu bölümün son âyetinde Ehl-i kitabın yiyeceklerinin ve onların kadınlarıyla evlenmenin müslümanlara helâl olduğu belirtilir.
İkinci bölümde (âyet 6-11) abdest ve teyemmümle ilgili hükümler açıklandıktan sonra şahitlikte adaleti gözetme uyarısında bulunulmakta, dinî, ahlâkî ve hukukî önemi dolayısıyla, müslümanların bir topluluğa karşı duydukları öfkenin onları haksızlık ve adaletsizliğe sevketmemesi gerektiği uyarısı bir defa daha tekrar edilmektedir.
Sûrenin üçüncü bölümü (âyet 12-86) büyük ölçüde yahudiler ve hıristiyanlarla ilgili âyetlerden oluşur. Bu arada Hz. Âdem’in oğulları Hâbil ile Kābil kıssasına, müslümanlara yönelik mesajlara ve bazı hükümlere de yer verilir. Bu bölümde önce İsrâiloğulları’nın Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları için lânetlendikleri, hıristiyanlardan bir kesimin de benzer şekilde ahde vefasızlık gösterdikleri anlatılır. Bölümün hıristiyanlarla ilgili en dikkate değer yönü, onların Hz. Îsâ’yı Allah’ın oğlu sayan inançlarıyla (âyet 17, 72) teslîs inancının (âyet 74) açıkça reddedilmesi ve her iki inancın küfür olduğunun belirtilmesidir. Aynı bölümde İsrâiloğulları’nın Mısır’dan çıkarıldıktan sonra Hz. Mûsâ’ya karşı serkeşlik yaptıkları, bu yüzden kutsal topraklara girmekten kırk yıl süreyle mahrum bırakıldıkları (âyet 26) bildirilir. Hz. Âdem’in iki oğlunun (Hâbil ve Kābil) kıssası özetlendikten sonra haksız yere bir cana kıyan kimsenin bütün insanlığı öldürmüş gibi olacağı, bir insanın hayatını kurtaran kişinin de bütün insanları yaşatmış sayılacağı ve bu hükmün İsrâiloğulları’na yazıldığı belirtilir, böylece yaşama hakkının önemine vurgu yapılır (âyet 32). Daha sonra “eşkıyalık, din, can ve mal güvenliğini tehdit etme, terör estirip halka korku salma” anlamındaki hırâbe (âyet 33-34) ve hırsızlık (âyet 38-39) suçlarının hükümlerine (âyet 45; krş. Levililer, 24/17-21; Sayılar, 35/16-21) yer verilir. Hz. Peygamber’e, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmesi emredilerek müminlere yahudi ve hıristiyanları dost edinmemeleri tavsiye edilir (âyet 51). Nüzûl sebebiyle ilgili rivayetlere göre (Vâhidî, s. 113; Şevkânî, II, 61) bu âyetin, Medine döneminde etkili bir kitle durumunda olan ve müslümanlara karşı düşmanlık besleyen yahudileri dost edinen bazı müslümanlar hakkında nâzil olduğu anlaşılmaktadır. Medine’de etkili olmadıkları halde âyette hıristiyanların da zikredilmesi, benzer şartların hıristiyanlar açısından ortaya çıkması halinde onları da dost edinmemek gerektiğini, konunun belli bir dinî kesimle değil belli bir tutumla ilgili olduğunu göstermektedir. Sûrenin 57. âyetinde, dostluk kurma yasağının müslümanların dinlerini alay konusu yapan gayri müslimlerle ilgili olduğuna işaret bulunduğu gibi diğer bazı âyetlerden de müslümanlara karşı düşmanlık beslemeyenlerle iyi ilişkiler kurmanın yasaklanmadığı anlaşılmaktadır (bk. el-Mümtehine 60/8). 54. âyette, İslâm’a karşı düşmanlık duyguları besleyenlerin saptırmasıyla bazı müslümanların dinlerinden dönebileceklerine dikkat çekilerek oluşacak İslâm toplumunun fertleri arasındaki ilişki biçiminin başlıca özellikleri şöyle sıralanmaktadır: Allah onları, onlar da Allah’ı sever; onlar müminlere karşı yumuşak ve alçak gönüllü, inkârcılara karşı güçlü ve onurludur; bütün çabalarıyla Allah yolunda mücadele eder, kimsenin kınamasından korkmazlar. İnsanlar içinde müslümanlara en fazla düşmanlık besleyenlerin yahudiler, sevgi bakımından en yakın olanların da hıristiyanlar olduğunu belirten 82. âyette yahudilere karşı kullanılan sert ifadede özellikle Hz. Peygamber dönemindeki yahudilerin düşmanca tavır ve davranışlarının etkili olduğu anlaşılmaktadır. Buna karşılık 82-83. âyetlerde hıristiyanlar hakkında kullanılan övücü ifadelerin, bilhassa Habeş Necâşîsi Ashame veya onun tarafından Ca‘fer b. Ebû Tâlib ile birlikte Resûl-i Ekrem’e gönderilen ve onun huzurunda dinledikleri âyetler üzerine iman eden Habeşli bir heyet hakkında nâzil olduğu aktarılmaktadır (Vâhidî, s. 116).
Sûrenin dördüncü bölümü (âyet 87-109) müminlerden, Allah’ın helâl kıldığı güzel ve temiz şeylerden kendilerini mahrum bırakmamalarını isteyen âyetlerle başlar. Bu âyetlerin, geceleri namazla ve gündüzleri oruçla geçirmeye, ayrıca bazı yiyecekleri yememeye karar veren bir grup müslümanı uyarmak üzere indiği, Hz. Peygamber’in de onların bu tutumunu kendi uygulamasına aykırı bulduğu ve, “Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir” diyerek (Müsned, II, 158; III, 241; Buhârî, “Nikâḥ”, 1) onları ikaz ettiği belirtilmektedir (Vâhidî, s. 117-118). 89. âyette yemin kefâretiyle ilgili hükümler düzenlendikten sonra müteakip âyetlerde Câhiliye döneminin falcılıkla ilgili bazı yanlış uygulamalarıyla içki ve kumar yasaklanmaktadır. Ardından ihramlı iken avlanma yasağı, vasiyet ve vasiyet esnasında şahit bulundurmayla ilgili hükümler yer almaktadır.
Sûrenin son bölümünde (âyet 110-120) Hz. Îsâ’nın Allah tarafından nâil olduğu mazhariyetler, ona has mûcizeler anlatılmakta, kısaca havârilerden söz edildikten sonra Allah ile Îsâ arasında bir diyalog üslûbuyla hıristiyanların Hz. Îsâ hakkındaki bâtıl inançları düzeltilmektedir. Sûre Allah’ın mutlak hükümranlığını ve kudretini ifade eden âyetle sona ermektedir.
Mâide sûresinin faziletiyle ilgili olarak Resûl-i Ekrem’den nakledilen, “Mâide sûresini okuyan kimseye on sevap verilir, kendisinden on günah silinir ve dünyada nefes alıp veren her bir yahudi ve hıristiyan sayısınca derecesi on misli yükseltilir” (Zemahşerî, I, 659) ve, “Erkeklerinize Mâide sûresini öğretiniz” şeklindeki rivayetlerin sahih olmadığı anlaşılmaktadır (İbnü’l-Cevzî, I, 239; Muhammed et-Trablusî, II, 716; M. Nâsırüddin el-Elbânî, V, 32).
Mâide sûresine dair yapılan çalışmalardan bazıları şunlardır: Ali Abdülhalîm Mahmûd, et-Terbiyetü’l-İslâmiyye fî sûreti’l-Mâʾide (Kahire 1414/1994); Hasan Abdülhâdî Muhammed, el-Yehûd ve’n-naṣârâ fî sûreti’l-Mâʾide (yüksek lisans tezi, 1399, Câmiatü’l-İmâm Muhammed Suûd); Mustafa İzci, el-Mâide Suresinin Kıraat Açısından İncelenmesi (yüksek lisans tezi, 1996, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü); İbrâhim Avad, Tefsîrü sûreti’l-Mâʾide (baskı yeri ve yayımlayan yok, 1987). Ayrıca Şîa âlimlerinden Hüseyin b. Hasan el-Kerkerî’nin Mâide sûresinin 5. âyetiyle ilgili bir tefsiri mevcuttur (Âgā Büzürg-i Tahrânî, IV, 322). Mahmûd Şeltût’un Kahire’de yayımlanan Risâletü’l-İslâm adlı derginin IV ve VII. ciltlerinin muhtelif sayılarında (1952-1953) Mâide sûresinin tefsiriyle ilgili makaleleri yer almaktadır.

ARAF SURESİ, ARAPÇA, TÜRKÇE DİNLE, TEFSİRİNİ OKU,






ARAF SURESİ, ARAPÇA, TÜRKÇE DİNLE, TEFSİRİNİ OKU,
Mekke devrinde nâzil olmuştur, 205 veya 206 âyettir. Bu bir âyetlik fark, sûrenin başındaki (المٓصٓ) harflerini ayrı bir âyet sayıp saymamaktan ileri gelmektedir. Fâsılaları د ، ن ، م ، ل harfleri olup bunlardan د sadece المٓصٓ’da bulunmaktadır.
Mekke devrinde nâzil olan en uzun sûredir. Hicret öncesinde, muhtemelen En‘âm sûresinin ardından indirilmiştir. 163. âyetten itibaren sekiz âyetin Medenî olduğuna dair rivayet zayıf bulunduğu için itibar görmemiştir.
Sûre, ismini kırk altıncı ve kırk sekizinci âyetlerde geçen “a‘râf” kelimesinden alır. Başındaki المٓصٓ’dan dolayı Elif-Lâm-Mîm-Sâd sûresi de denir. Mîkāt (âyet 143), Mîsâk (âyet 169) gibi daha başka adları varsa da meşhur olanı A‘râf’tır.
A‘râf urfun çoğuludur. Urf ise “yüksekçe yer” demek olup ayrıca dağın tepesine, atın yelesine, horozun ibiğine de urf denilir. Sûrede geçtiği şekliyle a‘râf, cennet ile cehennem arasındaki surun yüksekçe yerleridir. Kırk altıncı âyete göre cennet ile cehennem arasında bir “hicâb” (duvar), Hadîd sûresine göre ise (57/13) bir “sûr” vardır (daha fazla bilgi için bk. A‘RÂF).
Üslûp bakımından bir önceki En‘âm sûresini andıran ve onun devamı gibi görünen, ayrıca Bakara ve Âl-i İmrân sûreleriyle yer yer muhteva benzerlikleri gösteren A‘râf sûresinde, Mekkî sûrelerde görüldüğü gibi iman ve itikad konuları, özellikle âhirete iman meselesi işlenmektedir. İlk bakışta sûre, vahiy ve nübüvvet meselesiyle ilgili deliller getiriyormuş intibaını vermekte ve diğer peygamberlerle Hz. Peygamber’in karşılaştıkları direnişleri ele almaktadır. Ancak dikkatle incelendiğinde bu direnişlerin özellikle âhirete iman konusunda yoğunlaştığı görülmektedir. Âhireti inkâr da biri kibir ve kendini beğenmişlik, diğeri keyfî yaşayış ve günaha düşkünlük olmak üzere iki sebepten kaynaklanmaktadır. Âhirete iman konusu, bu sûrede sebep ve sonuçları ile ele alınmakta ve bütün yönleriyle aydınlatılmaktadır. Cennet ile cehennemin yanında bir de a‘râftan söz edilmektedir. Bu bakımdan sûre, yalnızca İslâm dini açısından değil diğer semavî dinler açısından da âhirete iman konusunu tamamlayıcı ve nihaî hedefine ulaştırıcı bir özellik taşımaktadır.
Sûre, vahyin önemini ve ona uymanın gereğini bildiren âyetlerle başlar. Kendilerine vahiy bilgisi ulaşmış olanların sorumluluğuna dikkat çekildikten sonra âhiret gününde amellerin tartılacağı, buna bağlı olarak iyilerin kurtulacağı, günahkârların da yaptıkları kötülük yüzünden ceza görecekleri vurgulanır. Âhiret hayatına inanmayanlar kibirlerinden, ya da günaha düşkünlükleri yüzünden inkâr yoluna saparlar. Nitekim şeytan da kibrinden dolayı Âdem’e secde etmemiştir.
Kötü ve çirkin şeyler işleyenler, “Atalarımızdan böyle gördük, Allah böyle emretmiş” derler (âyet 28). Oysa Allah kullarına kötü ve çirkin bir şey emretmez. O doğru ve güzel olanı emreder. Yalnızca kendisine tapılmasını, verdiği nimetlerden meşrû ölçüler içinde faydalanılmasını ister. “De ki: Rabbim açık ve gizli kötülükleri, günah işlemeyi, haksızlık ve taşkınlığı, kendisine ortak koşmanızı, bir de Allah hakkında bilgisizce konuşmanızı haram kılmıştır” (âyet 33). Kibirlerinden dolayı Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere gökyüzünün kapıları açılmayacak; deve iğnenin deliğinden geçse de onlar cennete giremeyeceklerdir (âyet 40). Oysa iman edip iyilik yapanlar göğüslerini daraltan bütün sıkıntılardan kurtulacak ve sevinç içinde cennete gireceklerdir. Orada cehennem ehline seslenip, “Biz rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk, siz de rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?” diyecekler, onlar da, “Evet, bulduk” diye cevap vereceklerdir (âyet 44). Sonra a‘râftakiler cehennemliklere, “Mal ve mülkünüzün, kasılıp kibirlenmenizin bir fayda vermediğini şimdi gördünüz değil mi?” diyeceklerdir (âyet 48). Dinlerini oyun ve eğlence haline getirenleri dünya hayatı aldatır ve onlar karşılaşacakları büyük günü unuturlar, Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ederler. Kıyamet gününde de Allah onları unutur (âyet 51).

YUNUS, SURESİ, ARAPÇA, TÜRKÇE, DİNLE, TEFSİRİNİ, OKU,




YUNUS, SURESİ, ARAPÇA, TÜRKÇE DİNLE, TEFSİRİNİ OKU,
Büyük ihtimalle hicretten bir yıl önce nâzil olmuştur. Bazı âyetlerinin Medenî olduğu söylenmişse de bu isabetli görülmemiştir (Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, VIII, 194; Âlûsî, XI, 79). Adını 98. âyetinde geçen Yûnus peygamber’in adından almıştır. 109 âyet olup fâsılası bir âyette ل, on âyette م, diğerlerinde ن harfleridir. Sûrede Allah’ın birliği, Hz. Muhammed’in nübüvveti ve âhiret inancı üzerinde durulmakta, bu arada geçmiş kavimlerin inkârcı tutumlarından örnekler zikredilmektedir. Sûrenin muhtevasını dört bölüm halinde incelemek mümkündür.
Birinci bölümün (âyet 1-33) başında, bunların hikmet dolu bir kitabın âyetleri olduğu belirtilmekte ve içlerinden birinin Allah’ın elçisi sıfatıyla görevlendirilmesinin müşrikler tarafından şaşkınlıkla karşılanıp “apaçık bir sihirbaz” diye nitelendirilmesinin yadırganacak bir durum olduğuna dikkat çekilmektedir. Müşriklerin bu tür şaşkınlığından Yûnus sûresinden önce nâzil olan Sâd (38/4) ve Kāf (50/2) sûrelerinde de söz edilmiş, ayrıca Hz. Nûh ile Hûd’un muhataplarına da nisbet edilmiştir (el-A‘râf 7/63, 69). Ardından sûrede tabiatın kuruluşuna ve işleyişine dair örnekler verilmekte, insan türünün uçsuz bucaksız kâinat içindeki konumuna vurgu yapılmakta, iman edip amel-i sâlih işleyenlerle inkârcıların dünyadaki davranışlarına ve âhiretteki durumlarına dair tasvirler yapılmaktadır. Bu arada 15-17. âyetlerde, bir gün Allah’ın huzuruna çıkacağına inanmayan kimselerin Hz. Peygamber’den kendilerine okuduğu Kur’an’dan başka bir Kur’an getirmesini ya da mevcut Kur’an’ı değiştirmesini istedikleri belirtilmekte ve Resûlullah’a buna şöyle cevap vermesi emredilmektedir: “Kur’an’ı değiştirmem asla mümkün değildir; ben sadece bana vahyedilene uyarım. Eğer Allah dileseydi Kur’an’ı size okumazdım ... Biliyorsunuz ki nübüvvetimden önce de bir ömür sayılacak kadar uzun bir süre sizinle beraber yaşadım, dolayısıyla beni tanımış olmalısınız. Niçin aklınızı kullanmıyor ve gerçeği benimsemiyorsunuz?”
Sûrenin ikinci bölümü şirkin eleştirisiyle başlamakta, Kur’an’ın ilâhî kaynaklı olup önceki vahiyleri tasdik ettiği belirtilmekte, buna inanmayanlara yalnız bir sûre kadar benzeri bir metin ortaya koymaları hususunda meydan okunmaktadır. Daha sonra Resûl-i Ekrem’e hitap edilerek bütün gayretlerine rağmen sağırlara ses duyuramayacağı ve körlere yol gösteremeyeceği bildirilmekte, bununla beraber Allah’ın hiç kimseye zulmetmediği, her inkârcının kendi âkıbetini kendisinin hazırladığı beyan edilmektedir. Ardından inkârcıların umursamazlıkları yüzünden ebedî âlemde karşılaşacakları azap hakkında açıklamalar yapılmakta, bu arada Kur’an’ın Allah’tan gelen etkili bir öğüt, mânevî hastalıklar için bir şifa, inananlar için bir hidayet ve rahmet kaynağı olduğu vurgulanmakta, müminlerin dünyada biriktirecekleri servetle değil ondan daha değerli olan Allah’ın lutuf ve rahmetiyle sevinmelerinin gerektiği ifade edilmektedir (âyet 57-58). “İman edip kötülüklerden sakınanlar” diye tanımlanan Allah dostlarına dünya ve âhiret için müjdeler verilmekte, Allah’ın ortaklarının veya çocuğunun bulunmadığı tekrar belirtilmekte, buna inanmayanlara âhirette şiddetli azabın uygulanacağı bildirilmektedir (âyet 62-69). Sûrenin üçüncü bölümünde hak-bâtıl mücadelesi bağlamında geçmiş peygamberlerden örnekler verilmektedir. Kavmi içinde 950 yıl yaşayıp onları hak dine davet eden Hz. Nûh’un mücadelesine kısaca değinildikten sonra (âyet 71-73) Hz. Mûsâ ve Hârûn ile Firavun ve taraftarları arasındaki mücadele anlatılmakta, denizde boğulmak üzere iken, İsrâiloğulları’nın inandığı Tanrı’dan başka tanrı olmadığına iman ettiğini söyleyen Firavun’un bu imanının kabul edilmeyeceği bildirilmektedir (âyet 71-93; Mâtürîdî, VII, 104-106; DİA, XIII, 120-121).
Dördüncü bölümde (âyet 94-109), Kur’an tebliğinden haberdar olan insana hitap edilerek eğer tereddüt içinde bulunuyorsa önceki vahiyleri bilen dürüst kimselere sorması, böylece Kur’an’ın vahiy ürünü olduğunu anlaması tavsiye edilmekte (Taberî, XI, 218-219; Mâtürîdî, VII, 108-110; Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, VIII, 244), ısrar ve inatları yüzünden Allah’ın gazabına uğrayanların -bütün mûcizelere şahit olsalar bile- iman etmeyecekleri belirtilmektedir. Ardından “Helâke mâruz kalan geçmiş ümmetler keşke iman etselerdi de bundan faydalansalardı!” temennisinden sonra iman eden Yûnus kavminin bu konuda bir istisna teşkil ettiği kaydedilmektedir. Allah’ın dilemesi halinde yeryüzündeki bütün insanların iman edeceği beyan edilerek insanların imanla küfür arasında serbest bırakıldıklarına vurgu yapılmakta; Hz. Peygamber’e insanları imana zorlayamayacağı bildirilmektedir. Resûlullah’ın şahsına yönelik bir hitap şeklinde tek Allah’tan başka hiçbir varlığa tapınmama prensibi tekrarlanmakta, esasen Cenâb-ı Hakk’ın kişiye zarar vermeyi veya fayda sağlamayı murat etmesi durumunda buna kimsenin engel olamayacağı belirtilmektedir. Sûre Resûl-i Ekrem’e, bütün insanlara hitap ederek rablerinden kendilerine hak dini tebliğ eden Kur’an’ın geldiğini, onu kabul edenin kendi lehine, kabul etmeyenin ise kendi aleyhine davranmış olacağını ve kendisinin insanların hidayetinden sorumlu tutulmayacağını söylemesi emredildikten sonra şu âyetle sona ermektedir: “Sen kendine vahyedilen ilâhî tebliğin gereğini yerine getir ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. Şüphe yok ki Allah hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”
Yûnus sûresi, Resûlullah’a Zebûr yerine verilen on bir sûreden (miûn) biri olup Hz. Ömer tarafından sabah namazlarında okunduğu rivayet edilmektedir (İbrâhim Ali es-Seyyid Ali Îsâ, s. 245-247). “Yûnus sûresini okuyan kimseye Yûnus’u tasdik eden, onu yalanlayan, ayrıca Firavun’la birlikte boğulan kimselerin sayısının on katı kadar sevap verilir” meâlinde nakledilen hadisin (Zemahşerî, III, 180; Beyzâvî, II, 250) mevzû olduğu kabul edilmiştir (Muhammed et-Trablusî, II, 716). Mahmut Sami Ramazanoğlu Yûnus ve Hûd Sûreleri Tefsiri adlı bir eser kaleme almış (İstanbul 1984, 4. bs.), Abdülmuhsin Kāsım el-Hâc Hammû, Yûnus ʿaleyhi’s-selâm ve daʿvetühû fî ẓılli’l-Ḳurʾâni’l-Kerîm ve’s-Sünne adıyla yüksek lisans tezi (1400/1980, Câmiatü Ümmi’l-kurâ), Fâyize Osman Ebû Zeyd de el-Ḫaṣâʾiṣü’l-belâġıyye fî sûreti Yûnus ismiyle doktora tezi hazırlamış (1994, Câmiatü’l-Ezher), bu tez daha sonra basılmıştır (Kahire 1422/2001).

14 Şubat 2021 Pazar

MAUN SURESİ, ARAPÇA, METNİ VE MEALİ, DİNLE


MAUN SURESİ, ARAPÇA, METNİ VE MEALİ, DİNLE
Maun suresinde, dini yaşamak gerektiği, yetimi kollamak gerektiği, namazı düzgün kılmak gerektiği ve insanlara yardım etmek gerektiği mesajları verilmektedir
MAUN/1
DİNİ YALANLAYANI GÖRDÜNMÜ
MAUN/2
İŞTE ODUR YETİMİ İTİP KAKAN
MAUN/3
YOKSULLARI DOYURMAYADA YANAŞMAZ
MAUN/4
YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARAKİ
MAUN/5
ONLARKİ NAMAZLARINDA GAFLETTEDİRLER
MAUN/6
ONLARKİ GÖSTERİŞ YAPARLAR
MAUN/7
UFAK BİR YARDIMA BİLE MÜSADE ETMEZ MANİ OLURLAR

KEVSER SURESİ. ARAPÇA VE MEAL,DİNLE



KEVSER SURESİ. ARAPÇA VE MEAL,DİNLE
EY MUHAMMET(SAV) BİZ SANA KEVSERİ VERDİK NAMAZINI KIL KURBANINI KES SANA ASIL SOYU KURUYAN SOYU KURUMUŞ DİYEN DÜŞMANLARINDIR
KEVSER/1
EY MUHAMMET ŞÜPHESİZKİ SANA KEVSERİ VERDİK
KEVSER/2
ÖYLEYSE RABBİN İÇİN NAMAZ KIL KURBAN KES
KEVSER/3
EY PEYGAMBER SOYU KESİK OLANLAR SANA DÜŞMANLIK EDENLERDİR

KAFİRUN SURESİ, ARAPÇA VE MEALİ, DİNLE


KAFİRUN SURESİ ARAPÇA VE MEALİ DİNLE
BU SUREDE NASİBİ OLMAYAN KAFİRLERİN ASLA İMAN ETMEYECEKLERİNİ O NEDENLE TARTIŞMAMAK GEREKTİĞİ BİLDİRİLİR

KAFİRUN/1
EY PEYGAMBER DEKİ EY KAFİRLER

KAFİRUN/2
BEN SİZİN TAPTIKLARINIZA TAPMAM

KAFİRUN/3
BENİM TAPTIĞIMADA SİZLER TAPMAZSINIZ

KAFİRUN/4BENDE SİZİN TAPTIĞINIZA TAPACAK DEĞİLİM

KAFİRUN/5BENİM TAPTIĞIMADA SİZLER TAPMIYORSUNUZ


KAFİRUN/6SİZİN DİNİNİZ SİZE BENİM DİNİMDE BANADIR

NASR SURESİ,ARAPÇA VE MEALİ, DİNLE




NASR SURESİ,ARAPÇA VE MEALİ, DİNLE
NASR SURESİ ALLAHIN ZAFERİ GELDİĞİ ZAMAN ALLAHI ZİKREDİP DUA EDİP TEVBE ETMEMİZİ ŞÜKRETMEMİZİ BİLDİRİR

NASR/1ALLAHIN YARDIMI VE ZAFER GELDİĞİ ZAMAN

NASR/2VE İNSANLARIN DALGA DALGA ALLAHIN DİNİNE GİRDİKLERİNİ GÖRDÜĞÜNDE HAMD ET

NASR/3RABBİNE TÖVBE ET BAĞIŞLANMA DİLE O TEVBELERİ KABUL EDENDİR

TEBBET SURESİ, ARAPÇA VE MEAL, DİNLE


TEBBET SURESİ, ARAPÇA VE MEAL, DİNLE
TEBBET SURESİNDE PEYGAMBERMİZİN AMCASI EBU LEHEBİN VE KARISININ PEYGAMBERMİZE YAPTIKLARI ZULUMDEN DOLAYI DÜNYADA VE AHİRETTE UĞRAYACAKLARI ZARARI ANLATILIR
TEBBET/1
EBU LEHEBİN ELLERİ KURUSUN KURUDUDA
TEBBET/2
ONA NE MALI FAYDA ETTİ NE KAZANDIĞI
TEBBET/3
O ALEVLİ BİR ATEŞE GİRECEKTİRTEBBET/4


ODUN HAMALI OLARAK KARISIDA ATEŞ TEDİR

TEBBET/5KARISININ BOYNUNDA BÜKÜLMÜŞ İP OLARAK ODUN TAŞIYACAKTIR CEHENNEMDE

FELAK SURESİ, ARAPÇA VE MEAL, DİNLE




FELAK SURESİ, ARAPÇA VE MEAL, DİNLE

FELAK SURESİNDE HASETCİ BÜYÜCÜ KARANLIK VE TÜM YARATILANLARIN ŞERRİNDEN SABAHIN RABBİ ALLAHA SIĞINMAMIZ GEREKTİĞİ BİLDİRİLİYOR

FELAK/1EY PEYGAMBER DEKİ SABAHIN RABBİNE SIĞINIRIM

FELAK/2YARATTIĞI ŞEYLERİN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞININ

FELAK/3KARANLIK ÇÖKTÜĞÜ ZAMAN GECENİN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞININ

FELAK/4VE DÜĞÜMLERE ÜFLEDİĞİ ZAMAN BÜYÜCÜLERİN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞININ

FELAK/5HASET ETTİĞİ KISKANDIĞI ZAMAN HASETCİNİN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞININ

NAS SURESİ, ARAPÇA VE MEALİNİ, DİNLE




NAS SURESİ ARAPÇA VE MEALİNİ DİNLE
NAS SURESİNİ ŞEYTANLARIN ŞERRİNDEN KURTULMAK İÇİN SÜREKLİ OKUMALIDIR BU SUREYİ OKUYAN HER TÜRLÜ ŞERDEN KURTULUR İNŞAALAH
NAS/1
EY PEYGAMBER İNSANLARA DEKİ İNSAN VE CİN ŞEYTANLARININ ŞERRİNDEN İNSANLARIN RABBİNE SIĞINIRIM
NAS/2
İNSAN VE CİN ŞEYTANLARIN ŞERRİNDEN İNSANLARIN MELİKİNE YEGANE SAHİBİNE SIĞININ
NAS/3
İNSAN VE ŞEYTANLARIN ŞERRİNDEN İNSANLARIN İLAHINA ALLAHA SIĞININ
NAS/4
O SİNSİ VESVESECİNİN ŞERRİNDEN ALLAHA SIĞININ
NAS/5İNSAN VE CİN ŞEYTANLARI İNSANLARIN KALPLERİNE VESVESELER FISILDAR
NAS/6SADECE CİNLERDEN DEĞİL İNSANLARDANDA ŞEYTAN VARDIR ŞERLERİNDEN ALLAHA SIĞINILMALIDIR

MÜMİN KARDEŞLERİM BUGÜNDEN İTİBAREN AYETLERİN MEALİNİ DEĞİL BİZE VERDİĞİ MESAJI 3-5 CÜMLE İLE AKTARACAM İNŞALLAH